
KUŞADASI KERVANSARAYI-2
Kuşadası tarihte iki kez Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1390 yılında 1. Bayezid (Yıldırım) ve 1413 yılında 1. Mehmet (Çelebi) Kuşadası havalisine hakim olmuş ve o günden beri Türk yurdudur. Bugünkü Kuşadası ise (Kale içi) , 1614-1618 yılları arasında Türk kökenli Kaptanpaşa (donanma komutanı) Vezir Mehmet Paşa tarafından padişah 1. Ahmet’tin verdiği özel bir fermanla kurulmuştur.
1600 yılında Veziri-i azam (başbakan) Cerrah Mehmet Paşa’nın yaptırdığı hanı Cerrah paşanın varislerinden satın alan Mehmet Paşa (Öküz) hanı genişleterek “Kurşunlu Han “ adıyla kervansaraya dönüştürdü. Kale içi cami merkezli dört senede inşa edilen külliye’ de ; “ kervansaraydan başka dükkanlar, büyük bir çarşı, medrese, şifahane, aşevi ve beş çeşme “ vardı. 1618 de tamamlanan külliyenin sur duvarlarını da Mehmet Paşa’nın azlinden sonra yerine gelen vezir-i azam Defterdar Topal Recep Paşa 1620 de yaptırdı.
Aslen Ulukışla Varsak Türkmenlerinden olan Vezir Mehmet Paşa çok yönlü bir devlet adamıdır. Görev yaptığı her ülkede hayır eserleri bulunan paşamızın bugün sınırlarımız dışında kalan “ Mısır (Kahire- İskenderiye-Dimyat), Filistin (Kudüs), Suudi Arabistan ( Mekke-Medine-Cidde) , Suriye (Halep-Şam) , Irak (Bağdat-Basra), Ürdün (Amman) gibi ülkelerde yaptırdığı eserleri hala halkın hizmetindedir.
Mehmet paşa, yaşadığı çağda Avrupa’daki siyasi meseleleri çok iyi bilen usta bir diplomattı. Dönemin tarihçileri onu saygın ve cömert biri olarak tanımlar. İstanbul-İskenderiye Deniz Hac ve Ticaret yolunun mucididir. Büyük bir girişimci ve holding sahibidir. 10 yıl süreyle Osmanlı devletinin pirinç ve kahve ihtiyacını tek başına karşılayan iş adamıdır. Kuşadası’nda Öküz Mehmet Paşa vakfını kurmuş ve bu vakıf kentimize 304 yıl önemli hizmetler yapmıştır. Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Vakfiyesinin sahip olduğu mülkleri de gelecek yazımızda anlatacağız.
Bu büyük Türk devlet adamını 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı tarihçileri şöyle anlatır ; “ ırz u vakar ve kamet ü salabet sahibi bir vezir-i mükerrem ve muhterem ve celîlü’ş-şân idi” . Bugünkü Türkçe tercümesi “ Namus ve şeref timsali, ağırbaşlı, heybetli ve vakur duruşlu, cesaret sahibi, çok saygıdeğer ve şanı yüce bir vezirdi. “
(devam edecek… )